• Erzurum22 °C
  • Erzincan26 °C
  • Ağrı26 °C
  • Ankara22 °C
  • İstanbul24 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
FETÖ'nün siyasi ayağı nasıl çıkar
07 Haziran 2017 Çarşamba 14:39

FETÖ'nün siyasi ayağı nasıl çıkar

FETÖ’nün siyasi ayağı nasıl bulunur? / Mehmet Tezkan / Milliyet

Erzurum Seçimleri/ Haber kanallarının bir numaralı tartışma konusu bu..Fethullah Gülen teşkilatının siyasi ayağı.. Sokaktaki adam da konuşuyor, sokaktaki adam da merak ediyor, sokaktaki adam da soruyor.. Hani bunun siyasi ayağı? Öyle ya.. FETÖ denen yapı kırkayak gibi..Yargı ayağı varsa.. Polis ayağı varsa…Asker ayağı varsa.. İstihbaratçı ayağı varsa.. Bürokrat, eğitmen, akademisyen, idareci, tekniker, doktor, hemşire ayağı varsa.. Siyasi ayağı da olmalı!.

Tartışmalar da bu 'olmalı' sözcüğünün etrafında dönüyor.. Olmalı olmasına da nasıl bulunmalı? Aslında yöntem belli.. Kritik kararları, üst düzey atamaları mercek altına almak.. Mafya raconunda paranın izini sür derler ya, burada da atamanın izi sürülmeli..

Birkaç örnek vereyim.. Mesela.. Başbakanlık Başmüşaviri Erdem pazar günü gözaltına alındı.. FETÖ'cü olmakla suçlanıyor.. Erdem çok önemli isim.. Yıllarca Adalet Bakanlığı Müsteşarlığı yaptı.. (2011-2014)Soru şu; o göreve getirilmesini kim istedi, kim önerdi, kim getirdi? Adalet Bakanlığı Müsteşarı yapılırken...

‘Cemaatçi’ olduğu biliniyor muydu? Yoksa düne kadar kendini gizlemeyi başarmış mı? Ser verip sır vermemiş mi? Mesela.. Anayasa Mahkemesi üyesi Altan.. Darbe girişiminden bir gün sonra gözaltına alındı.. Beş gün sonra tutuklandı.. 20 gün sonra meslekten çıkarıldı… Yıldırım hızıyla..

Demek ki; ne olduğunu cümle âlem biliyormuş..

Peki FETÖ’cü olmakla suçlanan Altan bu göreve nasıl geldi?. Merdivenleri koşar adım çıkma serüveni şöyle.  Alparslan Altan Anayasa Mahkemesi’nde raportör olarak çalışırken 26 Şubat 2010 tarihinde Denizcilik Müsteşarlığı Müsteşar Yardımcılığı görevine atandı..

Bu görevde 31 gün kaldı.. 31 gün sonra 11. Cumhurbaşkanı Gül tarafından ‘devlette üst düzey yönetici’ kontenjanından Anayasa Mahkemesi yedek üyeliğine getirildi..

12 Eylül referandumuyla mahkemenin üye sayısı artınca otomatik olarak Anayasa Mahkemesi üyesi oldu.. Bir yıl sonra Anayasa Mahkemesi Başkanvekilliği’ne seçildi..

Belli ki Altan proje.. Anayasa Mahkemesi’ni ele geçirme operasyonunun bir parçası..

Merdivenleri koşar hızla çıkarken arkasında kim vardı, kimler destek oldu, kimler yardım etti?

Bir başka örnek.. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianameye göre; Fethullahçılar 17/25 Aralık’tan sonra iki yasa çıkartmışlar..

Birincisi; albay ve generallerin terfilerini bir yıl öne çeken yasa..

İkincisi; 28-30 yılını dolduranlara emekli olmaları halinde 70 bin lira ekstra tazimat ödenmesi..

Bu yolla hem FETÖ’cülerin önü açıldı hem de FETÖ’cü olmayanlar gönüllü tasfiyeye uğradı..

Sonuç şu; bu yasadan yararlanarak general yapılan 10 albay darbe girişime katıldı..

Sormamız lazım..

Bu yasayı kim istedi, kim Meclis’e getirdi, kim savundu?

FETÖ’nün siyasi ayağını var mı yok mu diye tartışıp duracağımıza, nokta atışlara geçelim..
 

Katar bahane de hedef Erdoğan mı? /Akif Beki / Hürriyet

Suudi krallığı, Körfez emirlikleri ve Mısır, Katar’ı enterne mi etti...

Hemen alıyorlar sazı ellerine, başlıyorlar ‘Çanlar Türkiye için çalıyor’ türküsünü tellendirmeye.

Yok amaç Erdoğan’ı devre dışı bırakmakmış... Yok Katar’ın işini bitirdikten sonra oklar Türkiye’ye dönecekmiş... Yok sırada ‘ümmetin umudu’na diz çöktürmek varmış filan festekiz...

Yahu ‘bildik terane’ci arkadaş, yahu ‘komplo tellalı’ birader!.. Katar Emiri Al Tani’nin kendisi bile hedef değil, Erdoğan niye Katar’daki kuşatmanın hedefi olsun?

Duymayan mı kaldı, hedef İhvan!... Kavga da Müslüman Kardeşler teşkilatını terör örgütü sayıp saymama kavgası...

Suudilerin de, Mısır’la Emirlikler’in de derdi İhvan’ı bertaraf etmek, yoksa Al Tani’yi bile yerinden etmek değil.
 

Katar ve Türkiye’ye derin operasyon / Serdar Turgut  / Habertürk

Bu haftanın Washington’da Türkiye açısından kritik geçeceği bir süredir söyleniyordu. Fakat çeşitli birimlerde konuşulanlar, işin bu düzeyde vahim olacağının, Türkiye’ye neredeyse Washington kaynaklı bir operasyonun başlayacağının işaretini vermiyordu.

İki hafta kadar önce beni bugüne kadar Washington’da hiç yanıltmamış olan bir devlet adamı, Türkiye’nin Katar’la askeri ilişkileri konusunu konuşurken, “Biliyor musun şu anda Katar’da bir darbe planlanıyor. Hem de Atlantik’in ötesindeki dostlarımız MI-6 da (İngiliz gizli servisi) işin içinde” demişti. Ben o gün bunun Washington’da çok sık yapılan masabaşı dosyalar üzerine bir düşünce cimnastiğinden ibaret olduğunu düşünmüştüm.

Ancak Başkan Trump’ın ulusal güvenlik danışmanlarıyla birlikte Suudi Arabistan’ı ziyaret etmesinden kısa süre sonra 7 Arap ülkesinin aynı anda Katar’la diplomatik ve ekonomik ilişkileri kopardıklarını duyunca, “Şu anda Katar’a yönelik darbe hazırlanıyor” sözü daha bir anlam kazandı. Bunun üzerine o sözü söyleyen Amerikan kaynağını yine aradım.

TÜRKİYE’YLE İLGİLİ TASARI OYLANACAK

“Bak dikkat et, Katar’la ilişkiler sadece Müslüman Kardeşler bağlantıları gerekçesiyle değil, aynı zamanda İran nedeniyle de kesiliyor, açıklamalar böyle. Bu da Katar’a yönelik son derece ciddi bir operasyonun başladığının göstergesi” dedikten sonra şöyle devam etti bu Amerikalı yetkili:

“Doğal olarak merak edeceksin, Türkiye nasıl etkilenecek bu olanlardan diye. Bunu henüz teyit edemedim, ama duyduklarım herkesin aklında aslında Türkiye’nin de olduğu ve yapılan planlarda Katar’da yaşananların Türkiye’ye etkilerinin de göz önüne alındığı şeklinde.”

Bu arada Washington’a, “Katar’ı yöneten aile içinde de anlaşmazlıklar olduğu” haberleri geliyor ve darbe planlayanların bu anlaşmazlığı da kullanacakları görülüyor.

Yazının girişinde söylediğim gibi, bu haftanın Washington’da Türkiye için sorunlu geçeceği belirtiliyordu. Katar gelişmeleri de işin içine girince hepsi koordineli bir derin operasyon çalışmasına işaret ediyor.

“Kemal ikide bir kontrollü darbe deme yoksa başına iş açılacak” / Can Ataklı / Korkusuz

Hürriyet'in saray ve hükümetten aldığı bilgileri servis eden yazarı önceki gün “FETÖ'cülerin 15 Haziran'da yeni bir darbeyi konuştuklarını” yazdıktan ve CHP Genel Başkanı'na adeta parmak sallayarak “Kontrollü darbe demeyin, bu FETÖ'cülerle ve yabancı istihbarat teşkilatlarıyla aynı dili kullanmak oluyor” dedikten sonra aynı tavrını dün de sürdürdü.

Kemal Kılıçdaroğlu'nun kendisini aramasını fırsat bilen Hürriyet yazarı, “tarafsız” bir tavır takınarak CHP liderinin söylediklerini aynen yazdıktan sonra bir gün önceki parmak sallamasını sürdürerek yine “kontrollü darbe” sözünü etmemesini istedi.

Kemal Kılıçdaroğlu Hürriyet yazarının yazısından sonra nezaket göstererek kendisini aramış ve bazı bilgiler vermiş. Hürriyet yazarı da bunları köşesinde paylaşmış.

Kılıçdaroğlu 15 Temmuz ile ilgili zihinlerde kuşku yaratan konuları madde madde özetlemiş.

Bu maddeler şöyle:

1- 15 Temmuz'u araştırmak üzere Meclis'te kurulan komisyona neden görev yaptırılmadı?

2- O.K. diye bir kişi MİT'e gidiyor, darbe yapılacak diyor. Oysa sadece MİT müsteşarı kaçırılacak diye ihbarda bulunduğu söylenmişti. Darbe ihbarında bulunduğu neden gizlendi?

3- MİT, O.K.'yı dinledikten sonra hangi önlemleri alıyor? Biz bunu hiç sormuyoruz.

4- O gece Cumhurbaşkanı'na bilgi veriliyor. Ama neden Başbakan'a bilgi verilmiyor?

5- Cumhurbaşkanı A Haber-ATV ortak yayınında 3 ayrı uçak beni bekliyordu diyor. Demek ki siz darbe bilgisine sahipsiniz. O uçaklar bu talimat üzerine bekliyordu.

6- Darbeyle ilgili en ciddi soruşturmayı yapan savcı neden görevden alındı?

7- Darbenin siyasi ayağının ortaya çıkarılmaması için bir çaba var. Bu da bizde bilinçli olarak darbe kapatılmaya çalışılıyor kanaatinin oluşmasına neden oldu.

8- 15 Temmuz gerekçe gösterilerek bütün muhalifler susturuluyor. Cumhuriyet ve Sözcü gazeteleri FETÖ'cü mü?

Kılıçdaroğlu, bu soruları sıraladıktan sonra, “Bu soruları neden soruyorum” diye sormuş. Hürriyet yazarının “neden” demesini bile beklemeden cevabını vermiş. Demiş ki; “Bütün bunları 15 Temmuz'daki 249 şehidimiz için soruyorum. Hep diyoruz ya şehitlerimiz, şehitlerimiz diye. Şehitlerimizin kanı yerde kalmasın istiyorum. Şehitlerimizin kanının yerde kalmaması için bu soruların cevaplandırılması gerekiyor.”

Daha ne desin?

 

Katar blokajının kodları / Saadet Oruç / Star

Türkiye için Katar önemli bir ülke. 15 Temmuz gecesi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamasının ardından Atatürk Havalimanı’na gitmek üzere Basın Ekspres yolunda ilerlerken telefonum çaldı. El Cezire kanalına kısa bir süre önce canlı yayında gelişmeleri anlatmıştım. Gelen telefonda kanalın yöneticisi, bir gazeteciden çok yüreği Türkiye sokaklarıyla beraber atan bir kardeş gibi konuştu. “Bütün imkanlarımız, kanalımız, yayınlarımız sonuna kadar size açık” diyerek darbe karşıtı tutumlarını gösterdiler. Tam da o saatlerde Sky News Arapça kanalı, muhtemelen Türkiye’yi ve Türkçe’yi çok iyi bilen temsilcisinin manipülasyonuyla Cumhurbaşkanı’nın Almanya’ya kaçarak sığınma istediği yalanını haber yapıyordu. BBC kanalı, Londra’dan yaptığı yayınlarda neredeyse darbecilere destek, moral ve motivasyon sağlayıcı bir tutum izliyordu. 15 Temmuz gecesi, havaalanına yetişmeye çalışırken, o gecenin en kritik anında, sokaklarda darbeye direnen millet ve bu direnişi gerçek kodlarıyla okuyan tek tük yabancı basın kuruluşu ve ülke vardı. Bunlardan biri de El Cezire ve Katar’dı.

Katar’ın Türk milletiyle gönül bağı var. Orada yaşayan gelişmeleri buradaki dinleyiciye aktarmaya çalışan gazetecilerin de manipülasyonlara alet olmamaya çalışması gerekiyor. Tıpkı Arap medyasından manipülatif bir şekilde gelen “Katar’da panik, marketler boşalıyor” haberlerine teveccüh gösterilmemesi gerektiği gibi.

Şimdi ne olacak?

ABD, Katar’ı gözden çıkamıyor sadece belirli taviz ve tutum değişiklikleri oluşturmaya zorluyor. Diplomasi hareketli. Haberin duyulmasından hemen sonra Ankara ile önemli başkentler arasında telefon trafiği yaşandı. Cumhurbaşkanımız önce Katar Emiri el Tani ile, Rus lider Putin, Suud Kralı Selman ve Kuveyt Emiri ile görüştü.

Zarrab’dan sonra Katar Türkiye sıkıştırılıyor! / İsmet Özçelik  / Aydınlık

Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölgede hareketlilik arttı. Bu hareketliliğin özellikle ABD Başkanı Trump’un Suudi Arabistan ve İsrail ziyaretleri sonrasında yaşanması dikkat çekti.

ABD’nin gündeminde İran’a operasyon var. Faturasını da bölgenin petrol zengini ülkelerine ödetmeyi planlıyor.

Bu planın ipuçları Riyad’da yapılan “Arap-İslam-ABD Zirvesi” sonrasında yayınlanan bildiride yer aldı. 2018’de kuruluşu tamamlanacak “Ortadoğu Stratejik İttifakı”na vurgu yapıldı.

AMA..!

Bu bildiride 34 bin kişilik özel kuvvetten de söz edildi. Irak ve Suriye’de kullanılabileceği ifade edilse de asıl hedefin İran olduğu çok açıktı.

Ama İran’a karşı cephe kurma planı ilk aşamada çatladı. Katar istenilenin tam tersine İran’a sıcak mesaj verince kriz çıktı. Suudi Arabistan öncülüğünde harekete geçildi.

SUÇLAMALAR!

Suçlamalar ilginç:

“Açık ve gizli bir şekilde teröre destek vermek. Terör örgütlerini barındırmak. Bölge ülkelerinin güvenliğini tehdit etmek. Ülkelerin iç işlerine karışmak. Müslüman Kardeşler Örgütüne arka çıkmak.”

Bu suçlamaları yapan kim? Suudi Arabistan. İnsan sormadan edemiyor?

Kafkasları kana bulayan terör örgütleri hangi ülkeden destek aldı. Vahhabi terörünün arkasında kim var? IŞİD’e, El Kaide’ye kim yardım etti?

Suriye’de Esad yönetimine karşı savaşan terör örgütlerinin finansörü kim? Suriye’nin içişlerine hangi ülke karıştı?

Tam anlamıyla, “Dinime söven bari Müslüman olsa” durumu yaşanıyor.

Operasyon Katar’la sınırlı değil / Ahmet Taşgetiren / Star

Bu iş tam “Katar sana söylüyorum, Türkiye sen anla” işi.

Mısır darbesinden sonraki en önemli hamlelerden biri. Mısır darbesinin uzantısı.

Mısır'ı çektiler aldılar, Suriye'yi bataklığa çevirdiler, şimdi aykırı duran Katar'ı terbiye ediyorlar.

Suud - Amerika, Mısır darbesinde de işbirliği içindeydiler, şimdi Katar'a karşı da.

İhvan ve Hamas...

Uzunca zamandan beri Amerika'dan Suud'a Körfez'e (Ve İsrail'e) kadar uzanan cephede “Bunları nasıl terörist ilan edebiliriz?” başlığı konuşuluyordu, bu noktada Türkiye ile Katar farklı duruyordu, şimdi Katar'ı boğuyorlar. Türkiye ile İhvan liderleri pazarlığının Washington'dan Tel Aviv'e uzanan alanda nasıl sıcak bir gündem oluşturduğu biliniyor.

Bu işler Amerika'da pişiyor, İslam coğrafyasına düşüyor.

Trump, kendi memleketinde yerden yere vuruluyor, Suudi Arabistan'da “krallar gibi” itibar görüyor.

Ve bu kadar çıplak mı denebilecek ölçüde, Trump'ın gelip gitmesinin hemen ardından operasyon başlıyor.

Bir süredir Körfez ülkelerinde, özellikle Birleşik Arap Emirlikleri'nde Türkiye aleyhtarlığı artık edep-haya ölçülerini gözetme gereği duymadan sürdürülmekteydi.

Katar krizinden 10 gün önce dinlediklerimiz / Mehmet Acet / Yenişafak

ABD Başkanı Trump’un maskesiz hali, bir yerde bir şey olduğu zaman o işin arka planında ne olduğunun kolayca kavranmasını sağlıyor.

Mesela, bu hafta başı patlak veren Ortadoğu’nun yeni kriz konusu ile ilgili bir analiz yapmak isteyenler için, Trump’ın seçim kampanyası sırasında sarf ettiği şu sözler yeterince aydınlatıcı olabilir:

“Körfez ülkelerine gideceğim ki, inanın onlar daha fazla ayakta duramazlar. Körfez ülkelerinin sahip olduğu tek şey paradır. 19 trilyon dolar civarındaki borcumuzu onlara ödeteceğim. Bunu biz ödemeyeceğiz, onlar ödeyecekler. Bu borcu Körfez ülkelerine ödeteceğiz. Unutmayın, Körfez ülkeleri, biz olmadan varlıklarını sürdüremezler.”

Mafya babası konuşuyor sanki öyle değil mi?

Aşağılama var, hakaret var, konuşmayı sesli dinlediğiniz zaman öfke ve nefret dilini de görebiliyorsunuz.

 

Kaynak: Medya Arkası (07.06.2017)

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Erzurum Seçimleri | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0850 302 20 29, +90 442 234 95 52 pbx GSM: +90 530 172 64 10 | Faks : + 90 442 234 26 41 | Haber Yazılımı: CM Bilişim